bu zencileri etseniz etseniz siz adam ederdiniz zaten bay başkan onları dişlerinizin arasından kurtarıp portatif dişliler yapınız çarkınıza ki zaten kara derileri sizinki gibi karadır nasıl olsa ellerinin içi pembe pespembe sizin elleriniz gibi bay başkan sizin elleriniz gibi. biraz hiphaptır onlar sonra biraz rahat biraz ritim ve sonra bay başkan onlar da tıpkı sizin [...]
‘şiir’ Kategorisi için Arşiv
karışıyor kalabalıklar kalkışında kıyametin bir ah ediyor bin şair hep bir anda bir ağızdan tanrı sunuyor ölümü bir sebeb gerek bana kutsal çocukları mağara dibinde oyuncak. çöküşünde yaşanıyor bir nebze sadakat içtenlik ne saçmaymış ben ne saçmaymışım meğer yön bulma telaşesinde kıvranıyor eyne’l mefer. güzel kuyularda saklı en derin ab-ı hayat lokman olmalıydı oysa nasıl [...]
dünyanın çivisi çıktı millet secdelerde pazarlık üstad ne demiş hepsine nazarlık pazara çıktı dostluk satılık arkadaşlık tanrı yaptı sınav kullarda devamsızlık. haydi bak yüzüme söyle nedir bu hazımsızlık gözümden gözünü çekenin yaptığıdır hırsızlık sabrın sonu selamet başa dert sabırsızlık tanrıya mahsus olan kullarda yalnızlık. (Nakarat) hepimiz harbiyiz kim girerse lafa aklım yerinde olsa aklı taşıyamaz [...]
elimi uzattım lakin elin elin elime battı gözlerin gözlerime kaç kere saf niyetle baktı sen kimsin ben kimim nerde bu deniz gemilerin kara denizde mi battı bana dil uzatan dilin alçaktı dudakların kimi kimbilir kaç kez aldattı biliyorum sözlerim kalbinin ta içine battı. bu defa susamayacağım bak sen de konuş konuş ağzından çıkan söze hazır [...]
ah şimdi sadık olmak vardı. orağa çekice hilal’e başak’a börtü böceğe suya çamura çalı çırpıya toza toprağa ağaca yaprağa. yaşına başına gözüne kaşına saçının teline gönüldeki yerine sadık olmak vardı. sadık’ı hiç sevmezdim. mahallenin soytarısıydı.
nerede kaldı şu seramoni şu mumlar şu tanrı havariler nerde ey isa donat bizi donat çocuklarını sofra insin sonra duamızı edelim ya da önce “tanrımıza hamdolsun milletimiz varolmalıdır.” biliyorum sözüm vardı lakin sana inanmak boynumun borcu olsun. şimdi gezmemeliyim kudüs şam diyarbekir. gerekirse çam keserim şiir yazarım, kafiye düzerim. “bir gülün sevdasındayım bahtımın karasındayım kapanmaz [...]
Sezen abla dediydi de o zamanlar inanmadıydım Tanrım beni bu aşk değil bu masumiyetsizlik öldürmelidir. ellerim kirlenmeden koynuma sokmalıyım Tanrım beyaz eller Musa’ya en son biraz büyücü getirdiydi. Tanrım odalarımda yer yer siyah biraz kirli beyaz çün sigara duman ve zifir Tanrım biraz Homo Nikonius yarattı bu dişi insan türleri. sonra perdeler sarıdır bey sarıdır [...]
oysa sen sevgilim aşkın transandental birşey olduğuna inanıyorsun örümcek bağlıyorsun ve kaçıyorsun ırmağın peşinden gündüzleri komaya girip erguvan renkli çiçekler aşırıyorsun. oysa sen sevgilim birkaçıncı düğmesini iliklerken gömleğin bir mc donald’s uykusunda ölüyor ve bunları görüyorum ve dahası coca-cola’nın ters çevrilip ikiyle çarpıldığında la-muhammed la-mekke etmediğini de biliyorum. oysa sevgilim tanrı bir üfleseydi ensemizden günahkar [...]
beni içinden çekip çıkarma sevgilim elbette akşam olur sen gelirsin mühürlü bir zarf gelir “mühür bozulursa kaçar resmiyet” oysa ki noter tasdiki neden gereklidir. bana üçüncü sınıf aşklar sunma sevgilim elbette akşam olur sen gidersin okunmuş mektuplar gelir “elim değecekse değer bir kadına” oysa ki bu bir aşk şiiri değildir.
kayıyor ayaklarım değdiğinde toprağa tutunuyorum hayata işaret parmağımdan yakıyor kavruk ten yanıyor meşale üçüncü gün her gün anlamadım sırrını o kadar güzel değilmişsin aslında meğer neden çün akıyor kanımdan neden böyle hep zehir karnımda yumruk dudağında öpücük ki akarken gözümden bir damla efemoline ve occulect gözyaşı.