‘değini’ Kategorisi için Arşiv

zeytin kapısı

Posted: Ocak 28, 2009 by Ömer Faruk in değini

Bir adam çıkageldi ve yıkıp mahvetti tüm sevecenliğiyle herşeyi. Hüznümü alıp bir zeytin yaprağıyla birlikte acıyan suyuma kattı. Gülen bir yüzde yüz samimiyetsizlikti her damla suyumda. Suya geldim. Eğilip içtim bardağımdan. Zeytin yaprağı acıtmıştı. Kendime geldim. Burası en tanıdık yerdi. Acı geldi ve tırnaklarını yüzüme geçirip sağ gözümden çeneme uzanan üç paralel dikey çizdi. Elimi [...]

söz bitti.

Posted: Ekim 2, 2008 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

Çöktü uygarlık bitti saray. Şimdi nerdesin ey karabasan kardeşliği? Harita defterinde zincir boğaza düğümlenmiş ayna. Şimdi nerdesin ey kurşun yükü ömrümün? Söz bitti. Meclisten dışarı taştı kalabalık. Söz bitti. Nedense bu ilk ölümüymüş meğer. Caddeler telaşlı; söz bitti. Ah şu kalabalık anlamıyor ezdiği kaldırımın dilini. Ah şu kibrit ne inatçıymış; dönmedi yüzünü. Bak öteki karardı, [...]

bir yol hikayesi

Posted: Ağustos 23, 2008 by Ömer Faruk in yol hikayeleri

Besmele Saat 11:30’a doğru geliyordu. Karşıdan minibüs geliyordu. Herşey planlamadığım ama olması gereken gibiydi yani. Terminaldeydim. Bi yer buldum kendime. Biletim cebimdeydi nasıl olsa ve istediğim gibi bekleyebilirdim 00:30’u. Bi sarhoş dayı geldi yanıma. Zaten hep yanımdaydı mı demeliydim yoksa ben onun yanına gitmişim meğer miydi gerçeğe daha uygun olan? Dayı konuşmaya başladı. Benimle mi [...]

ben gözlüklerimi çok seviyorum.

Posted: Aralık 8, 2007 by Ömer Faruk in değini

İnsanlar çok agresifler ve ben gülüyorum. İnsanların bu kadar agresif olmasında gülünecek bir şeyler buluyorum. Kadınların dünyası trajedilerden oluşuyor. Kadınlar bana ağlamaktan bahsediyorlar. Benim dünyam hiç o kadar çok fazla trajik değil. Ben o kadar çok fazla ağlamıyorum. Kadınlar benim ağlamadığımı sanıyor. Bunun aksini onlara söyleyemem. Benim ne kadar ağladığımı annem biliyor. Diğerleri bilmiyor. Çünkü [...]

tek taş

Posted: Ekim 10, 2007 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

Bir kirpiklik ömrüm kaldı. Yapma yar! Dokunma melankolime. Ellerin değmesin antikiteden kalma şehirlere. Cana canana dokunma. Musa’ya Hızır’ı sorma. İsmail’im kalmadı yar. Dokunma! Yusuf’umun kokusunu alıyorum. Biliyorum bunak diyeceksin. Mecnun diyeceksin, kahin diyeceksin. Vahye laf söz etme yar. Bir şeytanım bile yok ki. Cennetin tadı tuzu yok. Günahıma dokunma yar! Tanrı’nın işine karışma. Secde edenim [...]

şerh

Posted: Haziran 3, 2007 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

karabasan bastı her yanı duasız kaldı dudak günaydın büyükanne neden ellerin böyle soğuk? hiç susamamış çiçekler hey ne çiçekmiş meğer Tadında bırakılmış bir seher. Bitti roman. Yasin Ramazan *** Uçurumun dibindeydi şair. Öyleydi ya teslim olamazdı. Yumruk yumruğa bir kavgayı başlattı uçurumla. İlkel kabile savaşlarını andırıyordu bu. Elleri ihtiyarsız noktalar koyuyordu. Oysa toz kondurmazdı şiire [...]

son durak.

Posted: Mayıs 31, 2007 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

Yan yüreğim yanda durdu son durak. Mevsimin içinden geçip aşkın ile aşıklara vardı. “gel gel yanalım ateş-i aşka” dedi. Geldi, gördü. Güzel aşık, cevrimizi çekemedi. Güzelliği beş para ettiren aşk olmasaydı ne hacet Leyla olmayıversin. Leyla’lar olmayıverecek olmasan sen mecnun; ah bilsen çıkamayacaksın o çölden. Anlamayacak kadınlar aşkın ne demek olduğunu. Kadınlar ve aşklar yalnız [...]

bir bunalımın tarihçesi

Posted: Mayıs 2, 2007 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

“Karalamak yok bak!” dedi ses. “Yazmak var” diye ekledi. Şam’dan bir ses yükseliyordu bu sırada. “Estağfurullah” derken ses, birileri hilafet istiyordu. Kimse kabul etmezdi bunu. Reklamın iyisi kötüsü yoktu. Rüzgar esiyordu bir yerlerden. Rüzgar buradan esiyordu. Sıffin savaşına gidiyordum. Bir gün bir vatandaş çıktı ve astı elektrik direğine. Kimi? Kendini mi? Bilmiyordum. Filanca filancayı rezil [...]

yokluğa ilk adım

Posted: Mayıs 1, 2007 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

İşte ölüm çaldı yine kapımı. Bir uçurumdan aşağı atlamanın içimde yarattığı boşluğu hissediyorum; Gölge’yi buluyorum. Ey Gölge! Sevinmelisin. Gece yarıları uykularını bölen kabusların ana karakteri yok artık. Telefonun her çalışına lanet okuma. Dur, bekle biraz. Bir yabancı dilin içimizde uyandırdığı uzaklık duygusunun eşiğinde yazıyorum sana. Ey Gölge! Sevinmelisin, sana yazdığım şiirlerin ellerine hiç ulaşmayacak olmasına. [...]

tria

Posted: Şubat 25, 2007 by Ömer Faruk in anlıkyazılar, değini

Bardak devrildi. Sular, cam parçacıkları, kan damlaları ve hepsinin üstüne avucumun içinde kesik izleri. Avucum kanıyor, kan doluyor avucum içine, bardak elimde kalıyor. Su bardağı değil bu; kan kadehi. Kan bana değil, benden doldurulmuş; benim kanımmış bana sunulan, anladım. Kan akıyor sıcak ve yırtıcı ve batıyor cam kırıkları ince, soğuk, iç acıtıcı. Acı bu. Benim [...]