Ankara düşünüyor; İstanbul yaşıyor
Ankara bir memur şehri; Ankara’da bir yerden bir yere giderken göreceğiniz manzaralar belli; serâpa betonarme binalar, 1930—40’lı yıllarda yabancı mimarlarca yapılmış ciddi ve soğuk Bakanlık yapıları ve kravatlı insanlar. Orada deniz yok, tarihi zenginlik de yok. Küçük bir Anadolu kentiyken büyükşehire dönüşmüş bir Cumhuriyet kenti Ankara. İstanbul’u tanımış bir kişi için Ankara, sadece “İstanbul’u özlemek için gidilmesi gereken” bir kent. Ankara’nın suratı asıktır ve hayatı mesai saatleriyle sınırlıdır sanki. Bu Ankara karşıtı söylem belli bir zemine oturuyor; askeri ve sivil bürokrasi Ankara’da, statüko Ankara’da, siyaset Ankara’da velhasıl Türkiye Ankara’dan yönetiliyor ya da yönetil—e—miyor ama her şey, orada bitiyor. Ankara bir Kütahya ya da bir Konya değil; illa ki bir gün işinizin düşeceği önemli adamların önemli koltuklarda oturduğu bir yer orası. Ankara, 75 yıldır sadece kendisini değil Türkiye’yi de inşa ediyor.
Bunlar Ankara’nın sıkça bahsedilen özellikleri. Her seferinde Ankara’nın hanesine bir eksi olarak işlenen Ankara ve İstanbul karşılaştırmaları yapılır. Bu dosyada da böyle bir karşıtlık olsa bile Ankara şimdiye kadar yapılanların tersine olumlu bir figür olarak karşımıza çıkacak gibi. Ankara’nın şimdi bahsedeceğimiz özelliği son on yılda görünür hale gelmiş, “neden acaba?” dedirten bir durum. Türkiye’deki düşünce dergilerinin yüzde 90’ı Ankara’dan çıkıyor. Türkiye Günlüğü, Doğu Batı, Liberal Düşünce, Tezkire, İslamiyat, Düşünen Siyaset, İslami Araştırmalar, Yeni Türkiye, Tasavvuf Tarihi, Türk Yurdu vs. İstanbul’da çıkan Birikim’in yarısı Ankara’dan çıkıyor; ekonominin, kültürün, yayın dünyasının ve medyanın merkezi haline gelmiş İstanbul’da değil! Oysa siyasetin, bürokrasinin merkezi olan Ankara’da değil İstanbul’da olur bu tür yazı, çizi, düşünce işleri diye geliyor insanı aklına. Fakat gerçekler buna uymuyor. Ankara İlahiyat çevresinde dört düşünce—araştırma dergisi çıkarken, İstanbul’daki Marmara İlahiyat Fakültesi çevresinde tek bir dergi bile çıkmıyor. Bu Ankara’nın düşünce dergileri bakımından ne kadar münbit bir alan olduğunun göstergesi. Statükonun başkenti nasıl oluyor da siyasi, felsefi, dini fakat her halükârda “özgürlük” temasını işleyen bu düşünce dergilerine ev sahipliği yapabiliyor?
Öncelikle dergileri çıkartanlarla konuştuk. Sonra da bir ilahiyat profesörüyle, bir sosyologla ve bir de entellektüel bir siyasetçi ile. Dergileri çıkartanların çoğu bu zamana kadar “Neden Ankara?” sorusunu kendilerine de sorma ihtiyacı duymamıştı. Bizimle beraber düşünmeye başladılar hatta bazıları ‘mühlet’ isteyerek birkaç gün ‘düşünme’ süresi istedi. Aslında hiç birisi Ankara’ya gideyim de bir düşünce dergisi çıkartayım dememişti. Ankara’daydılar ve dergi çıkartmaya başlamışlardı.
Velud akademisyenler cenneti
Son yıllarda ismini duyaran Doğu Batı dergisi editörü Taşkın Takış’a göre akademik dergiler bulundukları şehrin üniversitelerinden ve bu üniversitelerin izledikleri felsefi ve kültürel gelenekten besleniyor. Ankara’da köklü ve gelenekleri oluşmuş üniversiteler ve “adeta tek kişilik bir üniversite gibi çalışan tecessüskar akademisyenler” var. Dolayısıyla yeni bir dergi oluşumunu besleyecek velud entellektüeller mevcut bu şehirde. Taşkın Takış, Meclis Kütüphanesi, Milli Kütüphane, Bilkent ve ODTÜ kütüphaneleri gibi çok zengin kütüphanelerin varlığının bu zenginliğe bir katkı olabileceğini ama asıl İstanbul’a göre Ankara’yı öne çıkartan unsurun kentin coğrafi durumu olduğunu hatırlatıyor. “ Örneğin İstanbul’da birçok şehir merkezi var ama Ankara’da Kızılay gibi tek bir merkez bulunmaktadır. Bütün kitapçılar, okuyucular ve yazarlar bu tek merkezde buluşmakta ve birbirlerinin neler yaptıklarından haberdar olmaktadırlar. Bu yüzyüze iletişim biçimi belirli bir sıcaklık ve canlılığı da içinde barındırır ve dergilerin de en çok ihtiyacı olduğu nokta bu sıcaklık ve canlılığın sağlandığı ortamlardır. Oysa İstanbul’da kültürel faaliyet ihtiyacını hissettiğinizde Beyoğlu’na mı, Kadıköy’e mi yoksa Beyazıd’a mı gideceğinize karar veremezsiniz. Ayrıca Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir’in bu konularda kendini ispat ettiği Türkiye çapında tek bir akademik dergisi yoktur. İzmir bu alanda Türkiye’nin birçok taşra ilinden daha da geridedir.”
İstanbul’da rant var, Ankara’da hasbilik
İslami entellektüel dergi olarak varlık gösteren ve yeni tartışma konuları üretmesiyle kendini gösteren İslamiyat Dergisi Editörü Prof.Dr. Hayri Kırbaşoğlu, konuyu her iki şehrin akademisyenlere vaad ettikleri bakımından ele alıyor. İstanbul gerçek anlamda gücü elinde bulunduran şehirdir aslında. İş dünyası, medya, yayın hayatı vs. İstanbul’da odaklanmıştır. “İstanbul’daki bilim ve tefekkür çevreleri ister istemez bu gücün cazibesine kapılarak, mevcut aydın olma vasıflarını, ya da bilim adamı olma vasıflarını bu gücü elde etme veya bunu paylaşma yolunda tercih ediyorlar. Bir anlamda düşünce ve ilim rant ve reyting aracı olarak kullanılıyor. Buna elverişli bütün imkanlar İstanbul’da var.” Hayri Kırbaşoğlu, bu imkanlardan yararlanma durumunun doğal bir sonucunun güç unsuru olanın çizgisine yaklaşmak, fikirlerden taviz vermek olacağını söylüyor. “Böyle bir ortamda fikir namusunu koruyabilmek çok zor. Muhalefet etmek daha da zor birşey. Bu laik, İslamcı, sol ve Kemalistler, yani herkes için geçerli.” Kırbaşoğlu’na göre bahsi geçen imkanlar Ankara için mevzubahis değil. Yani rant, reyting, sermaye, dini ve dindışı sivil toplum kuruluşu bakımından İstanbul’a göre çok zayıf. “Dolayısıyla Ankara’da yaşayan bir fikir ve ilim adamının medyanın aracılığıyla kendine bir imaj oluşturması ve bunun aracılığıyla maddi ve manevi bir kazanç elde etme imkanı yok. Bu ister istemez insanları daha hasbi, daha ilim için, felsefe için düşünce için, bir şey yapmaya yöneltiyor.”
İslam düşüncesi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Bekir Karlığa, İstanbul’da bir yayınevinin desteği ile Felsefe Tarihi adlı bir dergi çıkartma girişimleri olduğunu, yayınevinin yaşamsal tek amacı olan “kâr”ı sağlayamadığı gerekçesiyle ilk sayısından sonra çıkmadığını söylüyor. İstanbul’da çıkacak olan bir düşünce dergisi tatmin edici bir ‘kâr’ vaad etmediğinde kendi sonunu getirebiliyor.
İstanbul’da entellektüel olunmaz
Post—modern yazın’ın en önemli isimlerinden J. Derrida, bir konferans için geldiği İstanbul’la ilgili daha kesin bir yargıda bulunuyor; “İstanbul’da entellektüel olunmaz.” İstanbul’da çıkan nadir düşünce dergilerinden sol tandanslı Birikim dergisinin bir ayağı Ankara’da. İstanbul’dan mı Ankara’dan mı çıkıyor sorusuna “fifti fifti” cevabı verilebilir. Ankara bürosunun başında bulunan Tanıl Bora’ya göre Ankara’da daha mütevazı, daha içe dönük hayat var. Entellektüel anlamda düşünce ile düşünen adam arasında birbirini tetikleyen bir ilişki geleneği var ve düşünme üzerine düşme burada daha fazla yaygın. Tanıl Bora, “Ankara’da sosyal hayat bakımından yapılacak bir şey yok. Fazla ciddi, daha sıkıcı olan bu işler Ankara’dan yapılıyor bu nedenle” diyor. İstanbul’da zihinlerin dağıldığına fakat entellektüelliğin İstanbul’da farklı bir şekilde tezahür ettiğine inanıyor Tanıl Bora.
Ankara’da siyaset yapmakla birlikte entellektüel kimliği ile de tanınan Bülent Arınç, her iki şehrin farklı insan prototipleri oluşturduğunu düşünüyor. “Mesela, Mekke’nin insanları çok daha katı, Medine’nin insanları ise daha cana yakın daha sıcak olurmuş” diyor. Arınç’a göre İstanbul renkli, ışıklı siması ile görselliği daha öne çıkartan bir şehir. İstanbul büyük mütefekkirler olmasa da büyük şairler çıkarmıştır. Marmara İlahiyat’ta düşünce dergisi çıkmamaktadır ama buradan sanatçılar, şairler çıkmaktadır. “Onların başörtüsü protestosu bile çok renkli. Erkekler başörtüsü takarak çok farklı bir şekilde kendi seslerini duyurdular.” Yemek, araba, restorant, gezi, restorasyon gibi dergilerin İstanbul’dan çıktığını, İstanbul’un düşünmekten çok yaşamaya dönük olduğunu vurguluyor Arınç. “Ankara’da yapacak bir şey yok. Ama İstanbul’da her an kendinizi Boğaz’ın kenarına atabilir, Emirgan’da çaya gidebilirsiniz.”
Dergi çıkartan bürokratlar
Ankara’daki siyasetçiler ve bürokratlar genel Türkiye kültür seviyesinin üstünde. Siyasiler gibi bürokratların da bir dünya görüşü var ve bununla ilgili yayınları takip ediyorlar. Yani düşünceyi takip etme, üretme anlamında igili olanlar sadece öğretim görevlileri ve öğrenciler değil. Düşünen Siyaset dergisinin editörü sosyolog Dr. Dursun Ayan, Ankara’nın tam da o bahsi edilen merkezi yönetiminin düşünceyi tetiklediğini söylüyor. Hasan Celal Güzel’in çıkarttığı Yeni Türkiye isimli, herbiri tuğla büyüklüğündeki dergilerini hatırlatıyor. “Uzun yıllar siyasetin içinde olan bir insan tamamen entellektüel kaygıyla düşünce dergisi çıkartabiliyor.” Liberal Düşünce’den Kürşat Kopuzlu, Ankara’da yaşayan bir kişinin siyasi ve bürokratik işleyişe yakından muhatap olduğunu ve bizatihi düşünce dergisi çıkartan ya da oluşumların içinde bulunan bürokratların olduğunu söylüyor. Kopuzlu’ya göre büyükelçiliklerin Ankara’da olması fikir alışverişlerinin uluslararası bir alanda iletişimini sağlıyor.
Edebiyat dergisi de “düşünüyor”
Ankara için “smokinli taşra” benzetmesi yapan Dursun Ayan, Cumhuriyet döneminde Ankara’nın, burada oluşan üniversite geleneğine ek olarak aldığı göçlerle birlikte kent kimliği yönelimli ‘tertipli’ bir şehir olduğunu ve İstanbul gibi dağınık olmadığını söylüyor. Kısmi yerellik genel olarak İstanbulluluk ve kentlilik üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır. İnsanın yaşadığı mekanın dağınık olmasının düşüncelerini de dağıtması gibi bir şey bu. Dursun Ayan’a göre, uzun yıllardır çıkmakta olan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun çıkarttığı “Belleten”ler, nispeten daha yeni olan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu’nun çıkarttığı “Erdem”, Tika’nın çıkarttığı “Avrasya Dosyası”, akademik düşünce dergiciliğinin resmi devlet kuruluşları tarafından da yapıldığının göstergesi. Örneğin, Ankara’da çıkan edebiyat dergisi Hece’nin bile düşünce ağırlıklı olması Ankara’nın karakteristik yapısının bir sonucu olsa gerek. Sosyolog Ayan, Ankara’da çıkmakta olan düşünce dergilerinin Türkiye’nin gündemine akademik yazar olgusunu soktuğunu söylüyor. Daha önceleri belli bir ‘yazar’ anlayışı varken, şimdi akademik birikimini, düşüncelerini ve araştırmalarını aktaran bir yazar zümresi oluşmuş.
Türkiye günlüğü; bir dönüm noktası
Ankara’nın düşünce dergilerinin tartışmasız ‘başkent’i olması son on yılık bir hikaye aslında. Türkiye Günlüğü dergisi, düşünce dergiciliğinin artmasında en büyük etken. 90’lı yılların başında her sayısı ses getiren Türkiye Günlüğü, Özal’ın katıldığı bir panelle Türkiye’nin gündemine taşınmıştı. 13 yıldır derginin yayın yönetmenliğini yapan Mustafa Çalık, “Türkiye Günlüğü mütevazı bir çıkış yaptı, o güne kadar farklı fikirlerin aynı platformda kendini ifade ettiği görülen bir şey değildi” diyor. Ona göre İstanbul müşahhası, Ankara da mücerreti temsil ediyor. Dolayısıyla fikir de Ankara’ya yakışıyor: “Ticari neşriyatın merkezi İstanbul’da fikir dergisi makes bulamazdı.” Fikir dergiciliğinin toplumu ve ülkeyi önemsemeyle doğru orantılı olduğunu, İstanbul’un kozmopolit yapısına karşılık Ankara’nın milli bir yapısının böyle bir fikri çalışmaya imkan verdiğini söylüyor Çalık. “Ankara Türkiye pratiği ile daha içiçe. Ankara İstanbul’un tersine kendiyle değil Türkiye’yle alâkadar”. Mustafa Çalık’a göre, Ankara’nın insan yapısı, dünyaya bakışı bakımından İstanbul kadar yaşlı değil; daha az yorulmuş, daha az yontulmuş, daha pasaklı ama doğurgan bir şehir Ankara. Tezkire editörü Ercan Şen de benzer bir fikri ileri sürüyor: “Ankara yeni bir kent. Tarihle bağları daha zayıf. Bu yüzden yeni düşüncelere daha açık.”
Düşünce gündemi yönlendiriyor
Karizma dergisinin editörü Zafer Özcan ise “Neden Ankara?” sorusuna farklı bir yaklaşım getiriyor. Özcan’a göre düşünce dergilerinin merkez olarak Ankara’yı alması Türkiye’nin genel siyasi yapısı ve zihniyetiyle örtüşüyor. “Düşünce dergilerinin genellikle entelektüel konularda önderlik yapmak gibi, daha doğrusu ülkenin düşünce gündemini yönlendirmek gibi bir amacı var. Gözlemlediğim kadarıyla bu tarz dergilerin yayıncıları genellikle bir ideolojinin fikri zeminine katkı yapmak gibi bir hedefi ihmal etmemeye özen gösteriyorlar.
Bütün bu işler için tabii ki en önemli merkez, yönetici elitin bulunduğu Ankara’dır. Zaten Türkiye’de yayınlanan fikir dergilerinin genelde bir siyasal düşüncenin temsilcisi olmaları bu amaca açıklık getiriyor.”
İslamiyat dergisinde yazan Mevlüt Uyanık sözgelimi Tezkire’de de, Liberal Düşünce’de de yazabiliyor. Hâkezâ Dursun Ayan, Doğu-Batı, Türk Yurdu ve Düşünen Siyaset gibi dergilerde yazabiliyor. Belirli görüşleri dile getirseler de farklı görüşlere kendi dergilerinde yer verme anlayışını pratikte yaşıyor Ankara’daki dergiler. Düşünce dergileri Ankara’ya bir şey anlatmak istedikleri için mi Ankara’da çıkıyor. Şüphesiz öyle olanları var fakat Bülent Arınç’ın da söylediği gibi Ankara’da statükoyu temsil edenlerin bu dergileri ne kadar takip ettiği şüpheli. Belli ki Türkiye’nin en şiddetli tutucu zihniyetinin varlık gösterdiği Ankara, panzehirini de üretmiş durumda.
Muhsin Öztürk
Aksiyon Dergisi
Sayı: 383 – 06.04.2002


Yorum Yapın