teistik bir delil olarak masumiyet Haziran 29, 2008
Posted by Ömer Faruk in şiir.add a comment
Sezen abla dediydi de
o zamanlar inanmadıydım Tanrım
beni bu aşk değil
bu masumiyetsizlik öldürmelidir.
ellerim kirlenmeden koynuma sokmalıyım Tanrım
beyaz eller Musa’ya en son
biraz büyücü getirdiydi.
Tanrım odalarımda yer yer siyah biraz
kirli beyaz
çün sigara duman ve zifir
Tanrım biraz Homo Nikonius yarattı bu
dişi insan türleri.
sonra perdeler sarıdır bey sarıdır diş sarıdır
neden bu ahval üzre sol kroşe olduydu.
Tanrım gece koyan kadının adını
şu fuzuli artık çok oldu.
sanırım bir de sana fazla inanıyorum Tanrım.
yeni bir şiir yazdım. ama korkuyorum. tanrım bunu sana nasıl yapmalıyım. Haziran 24, 2008
Posted by Ömer Faruk in mırıldanmalar.add a comment
-evet.
doku uyuşmazlığı. Nisan 17, 2008
Posted by Ömer Faruk in şiir.2 comments
oysa sen sevgilim
aşkın transandental birşey olduğuna inanıyorsun
örümcek bağlıyorsun
ve kaçıyorsun ırmağın peşinden
gündüzleri komaya girip
erguvan renkli çiçekler aşırıyorsun.
oysa sen sevgilim
birkaçıncı düğmesini iliklerken gömleğin
bir mc donald’s uykusunda ölüyor
ve bunları görüyorum
ve dahası
coca-cola’nın ters çevrilip ikiyle çarpıldığında
la-muhammed la-mekke etmediğini de biliyorum.
oysa sevgilim
tanrı bir üfleseydi ensemizden
günahkar öpüşmelerin tadına bir daha varamayacaktık
caddeler ıslanmayacak
kabuk bağlamış asfaltlar arkamızdan ağlamayacaktı.
haydi o zaman şimdi öyleyse bir de
Allah rızası için sevişelim sevgilim
nasıl olsa
machivelli icad oldu.
kayıp Nisan 17, 2008
Posted by Ömer Faruk in iktibas, şiir.add a comment
Kadın ayağı
İzlerin topuklarından belli
Belli ki basmamış yere,
Acıtmamış sırtını kumların
Zarif ve silik
Rüzgara teslim olmadan
Buradan gidelim, izler buradan
Zarif ve silik.
Bedevi kaybetti sezgisini
Yol sensin, yolcu sensin, yoldaş sensin
Gör keskinliğini mızrağın
Tonguçların sesine kulak ver
Uydur adımlarını aruza
Bulması kolay bilmesi kolay.
İncelen bilekten sarkan halhal
Rakkase
Zafere seza ritmiyle
Çiziyor encamını derinden
Ele verecek
Vehminde kurtuluş.
kerime aslı
meksika sınırı Ocak 30, 2008
Posted by Ömer Faruk in iktibas, şiir.add a comment
Hep bir Meksika sınırım olsun isterdim,
alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep Meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi
Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense
Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artisi
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde
Camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
Meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en canalıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde
meksika sınırı olsaydı Türkiyem’in
ondokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim
günlerce uyutmadılar siyasi şubede
Şimdi
Meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir Meksika sınırı lazım her memlekete
Meksika’nın kendisine de
Mehmet Efe
ötenazi Ocak 13, 2008
Posted by Ömer Faruk in şiir.4 comments
beni içinden çekip çıkarma sevgilim
elbette akşam olur
sen gelirsin mühürlü bir zarf gelir
“mühür bozulursa kaçar resmiyet”
oysa ki noter tasdiki neden gereklidir.
bana üçüncü sınıf aşklar sunma sevgilim
elbette akşam olur
sen gidersin okunmuş mektuplar gelir
“elim değecekse değer bir kadına”
oysa ki bu bir aşk şiiri değildir.
ben gözlüklerimi çok seviyorum. Aralık 8, 2007
Posted by Ömer Faruk in deneme.add a comment
İnsanlar çok agresifler ve ben gülüyorum. İnsanların bu kadar agresif olmasında gülünecek bir şeyler buluyorum. Kadınların dünyası trajedilerden oluşuyor. Kadınlar bana ağlamaktan bahsediyorlar. Benim dünyam hiç o kadar çok fazla trajik değil. Ben o kadar çok fazla ağlamıyorum. Kadınlar benim ağlamadığımı sanıyor. Bunun aksini onlara söyleyemem. Benim ne kadar ağladığımı annem biliyor. Diğerleri bilmiyor. Çünkü benim çok ağladığımı hiç görmediler. Bunu size de söyleyemem ayıplarsınız zira. Zira siz ayıplarsınız.
Adem baba cennetten kovulduğuna hiç ağlamamış. Ben çok fazla cinnetten kovuldum. Ben cinnetten kovulduğumda hep çok fazla ağladım. Ama bunu size söyleyemem çünkü siz, ayıplarsınız. Kadınlar da öyle. Annem beni hiç ayıplamıyor.
Annem ben ağladığımda kapının arkasına geliyor. Annem benim ağladığımı biliyor. Babam da biliyor ama bunu ona belli etmemeliyim. Babam ne zaman kapının arkasına gelse ben çok fazla susuyorum. Gözlerimi yastığa bastırıp gözlüklerimi takıyorum. Ben gözlüklerimi çok seviyorum. Esmer kız bana gözlerimin çok güzel olduğunu söyledi.Ben de esmer kızı güzel buluyordum. Ben zaten hep, esmer kızları güzel buluyorum.
Ben onu ne zaman görsem gözlüklerimi çıkartıp masanın üstüne koyuyorum. Ben ne zaman gözlüklerimi çıkartıp masanın üstüne koysam çok fazla ağlıyorum. Ben ne zaman ağlasam kapıya babam geliyor.
Mansur Sadi
sen, ben ve efemoline Kasım 12, 2007
Posted by Ömer Faruk in şiir.add a comment
kayıyor ayaklarım değdiğinde toprağa
tutunuyorum hayata işaret parmağımdan
yakıyor kavruk ten yanıyor meşale
üçüncü gün her gün anlamadım sırrını
o kadar güzel değilmişsin aslında meğer neden
çün akıyor kanımdan neden böyle hep zehir
karnımda yumruk dudağında öpücük
ki akarken gözümden bir damla efemoline
ve occulect gözyaşı.
yeni başlayanlar için Hallac-ı Mansur Ekim 20, 2007
Posted by Ömer Faruk in iktibas, şiir.add a comment
bil diye söylemiyorum II Ekim 18, 2007
Posted by Ömer Faruk in şiir.2 comments
kan tadında gül açarsa goncasından
tanrım! Ben sende değilim.
niye ki haziran ortasında devrilir kalem
ıssızım tanrım bana bir ıs ver.
sana adanmış değilim tanrım
mucizeden intiharlar sunma bana
bana gül, bana bak, yüzünü bana çevir
bana küsme gökten bir ayet indir
nedendir bilinmez ıslaklığı şu zeminin
bana pek güvenme tanrım
ben tekin değilim.








